Eğer Bir Yetişkinsek, Kendimize Sormamız Gereken Sorular Şunlar Olabilir:
Hayat bizi sürükleyip akıp giderken, onu ne kadar hissedebiliyoruz ne kadar yaşayabiliyoruz!
Bu bizin hayatımız kimsenin değil, kimseye ait değil, ne olursa olsun ona sahip çıkacak olan biziz.Şimdiye kadar kendi istediğimiz gibi mi yaşadık , başkalarına göre mi yaşadık?
İçimizden geçenlerin ne kadarını yapabildik, hissettiklerimizi dışa vurabildik mi, söylemek istediklerimizi söyleyebildik mi? Burada sormak istediğim siyasi, dini, toplumsal şeyler değildir, bize ait olanları, içimizde olanları soruyorum, bizimle ailemiz ve yaşadığımız çevre arasında olanları yani.
En basitinden bir aile ortamında ,kendimizi ne kadar iyi ifade edebildik ?
İçimizdekileri sakladığımız gibi kendimizi de saklamaya çalıştık mı insanlardan?,Etrafımıza duvarlar ördük mü?
Nelerden korkuyoruz, niçin kaygılanıyoruz, kendimizi her gün ama her gün inkar edip, idealimiz olan kimliğe ulaşmak için sürekli kendimizi eleştirdik mi, yargıladık mı?
Başkaları ne der , ne düşünür diyerek hayatımızı erteledik mi?
Bir aile ortamında, bir toplantıda, bir iş görüşmesinde, bir düğünde, bir eğlencede, barda, kafede, restaurantta, televizyon ya da her hangi bir toplantı veya programda kendimizi ne kadar iyi ifade edebildik, içimizdekileri söyleyebildik mi, rahat davranabildik mi?
Başkalarını düşünmeden içimizden geldiği gibi dans edebildik mi, oyun oynayabildik mi,?
Bir iş görüşmesinde ya da bir iş yaparken kendi potansiyelimiz neyse öyle mi davrandık yoksa beğenilme kaygısıyla yapabileceklerimizi yapamaz, heyecandan istediklerimizi konuşamaz bir durumda mıydık?
Eşimize, ailemize, çocuklarımıza içimizden geldiği gibi ya da olması gerektiği gibi mi davrandık yoksa başkalarının değerlendirme ve yargılarına göre mi davrandık?
Eşimizle, çocuklarımızla, ailemizle ya da arkadaşlarımızla iyi iletişim kurabiliyor muyuz, söylemek istediklerimizi anlatabiliyor muyuz yoksa genelde yanlış mı anlaşılıyoruz?
Huzurlu, içimizin rahat olduğu bir hayat mı yaşıyoruz, yoksa kaygılar, korkular, güvensizlikler ve yalnızlık içinde, nasıl geçtiğini bilmediğimiz bir hayatımız mı var?
Aslında bazı teknik ve yöntemlerle kolaylıkla düzeltilebilecek sorunları yüzünden sıkıntının büyüdüğü, evliliğin ya da ilişkinin ızdıraba dönüştüğü ve boşanma ya da ayrılıklarla, haksızlıklara,eziyetlere, aldatma ve saygısızlıklara doğru sürüklenen o kadar çok çaresiz insan var ki?
Bu insanların bir kısmı zayıflıkları ve yanlışlıklarıyla yüzleşebilecek cesareti göstermektense kırıp dökmeyi yeğler.
Aslında yaratıcı ve başarılı bir kişiyken, kendine güvensizlik ya da çekingenliği yüzünden işinde başarısız olanlar,
Nasıl olsa ben hallederim ya da idare ederim deyip psikolojik sorunları için çözüm üretemeyen ama bir uzmana başvurmayı da göze alamayan sorunlarla başa çıkamayıp onların gereksiz yere büyümesine neden olanlar. Gereksiz yere rahatsızlığın süresini uzatıp hayatını acı ve çaresizlik içinde geçiren kişiler.
Hatta bazı hastalıklar zamanında bir uzmana başvurulmaması ve tedavinin ertelenmesi nedeniyle daha da ağır hale gelebilir ve tedavisi de zorlaşır.
Oysa bir psikolog ve psikiyatristen aldıkları destekle hayatları değişen huzura ve güvene kavuşan ne kadar çok şanslı insan var.
Bazıları da bu acıyı ne adına çekerler biliyor musunuz, birileri onlara psikologun deli doktoru olduğunu söylemiş onlarda bu saçmalığa körü körüne inanıp, psikologa gitmektense hastalık ya da sorunlarla yaşamaya devam etmişlerdir.
Özel eğitim sorunu olan pek çok çocuk erken dönemlerde bir uzmana götürülmediği, kendi haline bırakıldığı için eğitim almakta gecikmekte ve gerekli müdahalenin ve tedavinin yapılması daha da zor olmaktadır. Örneğin bir engelli çocuğum, 3-4 yaşlarında değil de 10 yaşında terapiye getirildiği için konuşma, zihinsel beceriler, sosyal beceriler, özbakım becerileri oldukça geri kalmıştı ve düzeltilmesi güçleşmişti.
Diğer bir örnek; 30 yaşındaki bir bayan hastam çok stresli bir yıl yaşadıktan sonra bunalıma girmiş, ancak ailesinden destek görmediği gibi bir uzmandan da yardım almamış, stres önce Depresyon beraberinde de Konversiyon rahatsızlığıyla beraber Panik Atağa kadar götürmüş, ancak hasta nefes alamayacak duruma gelip hayatı zorlaştıktan sonra bize gelip başvurmuştur. Bu durum acıyla gecen bir yıla neden olurken tedavinin süresini de uzatmış ve zorlaştırmıştır. Tedaviyle birlikte hastam tüm rahatsızlıklarından kurtularak eski güvenli ve neşeli günlerine geri dönmüştür.
Üçüncü bir örneğim de şöyle;7 yaşına kadar hiç konuşamayan bir kız öğrencim ailesinin durumun farkında olmaması nedeniyle yıllarca hiçbir destek alamamış, ailesi acı içerisindeyken, annesinin merkezimizi tesadüfen görüp bizden bilgi almasıyla beraber tedaviye başlamış 3 ay içinde ihtiyaçlarını ifade edebilecek kadar konuşmaya başlamıştır
Eğer bu çocuk için çok geç kalınsaydı hem sıkıntıyla gecen o kadar yıla yazık olacak, hem çocuğun geleceği olumsuz etkilenecek, hem de bu kadar hızlı bir sonuç alınamayacaktı.


